Taksim Buluşmasından Notlar…

1) Haziran ayaklanmasından beri Amerikancı darbenin başarısızlığı karşısında iktidarın yönlendirdiği buluşmalara açıldı. Şimdi CHP’nin istemine “evet” denilmesi ne iktidarın ne de CHP’nin özel çabasıyladır. Taksim’i açtıran ABD kaynaklı cemaatçi darbeye direnen halktır. İktidar hala korkmaktadır. Suikast, ekonomik kriz gibi durumlara karşı sağı olduğu kadar solu da ülkeye sahip çıkmaya davet etmek zorunda.

2) Mustafa Kemal ve Türk bayrağı ile yüzbinlerin biraraya gelmesi, milleti birleştirecek sembolleri göstermesi yönünden önemlidir. Sağ-sol bu buluşmaların önümüzdeki 2 hafta daha sürmesi sağlanmalıdır. Şimdi bu sembollerle hangi partinin yönlendirmesinde olursa olsun itici sloganlar da (kaldı ki Taksim’de de sarıklı vardı. Bakınız http://www.milliyet.com.tr/fotogaleri/55295–taksim-deki-cumhuriyet-ve-demokrasi-mitingi/3) olsa buluşmalara katılarak milleti bağımsızlık, laiklik ekseninde birleştirmek gerekir.

3) “Hükümet Taksim’i kendinden başka kimseye açmıyor” deyip “işte bak OHAL etkisini gösterdi” diyenler Taksim’in CHP mitingine ayrılmasına ne diyecek?
“Hükümet mi CHP’ye çalışıyor, CHP mi Hükümete?” diye aklımız karışmasın. Hükümetin yukarıda saydığımız zorunlulukları var. (Zorunluluklar ve İktidar” başlıklı makalemize bakılabilir. http://www.cumhuriyetpostasi.com/mustafa-solak-yazdi-zorunluluklar-iktidar/)

4) Kılıçdaroğlu’nun Ergenekon ve Balyoz’da hakkı yenenleri desteklemesi olumluydu.

5) Miting alanındaki “Ne Darbe Ne Şeriat, Tam Bağımsız Türkiye” ve “Ne Dikta Ne Darbe Demokratik Türkiye” pankartları hala darbenin kaynağını açıklamıyor. Bu darbe Amerikan güdümlü Gülen cemaati darbesidir. CHP lideri “varsa dış bağlantıları kınıyoruz” dedi ama darbeyi kimin yaptığı belirtmedi. Hala tespit edilememiş ABD ve Gülen. Konuşmalarında emperyalizmin darbedeki ve ülkemizin bu hale gelmesindeki rolü yoktur. Bu ülkenin sorunları sadece “Taksim Manifestosu” olarak adlandırılan metinde geçen devletin tarikatlara değil liyakata göre yönetilmemesinden ibaret değildir. PKK, PYD ile mücadele yoktur. Suriye’de emperyalist destekli cihatçılardan söz edilmemiştir. Emperyalizmi görmeyen tavır, neyi niyet ettiğinden yani niyetinden bağımsız olarak emperyalizmi aklamaya neden oluyor. Çünkü milletin emperyalizme karşı uyanıklığını zedeliyor. Meseleyi iktidara karşı olan “askeri bir kesime” havale ederek Amerika’nın ülkemiz ve bölge üzerindeki emelleri gözlerden kaçırılıyor. Düzeltilmeli bu bakış. Yoksa milleti birleştiremediğiniz gibi emperyalizme karşı saflarınızdaki direnci de azaltırsınız.

6) Kılıçdaroğlu’nun “demokrasi, hukukun üstünlüğü, millet egemenliği, laiklik, basın özgürlüğü demektir” tarifi yerindedir. Peki “demokratız” demek yeterliyken “özgürlükçü demokratız” demenin gereği nedir?

7) AKP sözcüsü Yasin Aktay’ın “davet aldık, icabet edeceğiz” ifadesi üzerine Kılıçdaroğlu’nun “bizim kimseye özel davetimiz yok” demesi emperyalizme karşı birleşmek isteyen tabanların biraraya gelmesini azaltıcı etkidedir. Özel davet olmasa bile AKP’nin boşa çıkarılması bu olayların sorumlusu AKP ile yan yana görünmeyerek iktidarın hatasını paylaşıyor görüntüsü vermekten kaçınmak içindir. Bu “sen kulvarına ben kulvarıma” demektir. Emperyalizmin vatana kastı sona ermemişken veya yeni bir şekle (Suriye’deki kuvvetlerini harekete geçirme, suikastler, ekonomik krizler, vb) bürünmüşken doğru olmamıştır. İktidarın uygulamalarına karşı olmak ayrı konudur, emperyalizme karşı milletle birleşmek ayrı konudur. Buna rağmen Kadir Topbaş, Ahmet Misbah Demircan, Ayşenur Bahçekapılı, Selim Temurci gib AKİ’li belediye başkan ve siyasetçilerin mitinge katılması meselenin vatan olduğunu göstermek bakımından olumludur.

8) “Ne istedik de vermedik” diyenler kadar olmasa da “cemaate yapılan hukuksuzdur” diyen CHP ve MHP vekilleri AKP karşıtlığı yüzünden dinle aldatanları savunmaktan vazgeçer ve tutarlı şekilde laikliği savunur. Şimdi kimsenin cemaat okullarının kapatılmasına “demokrasiye aykırı” dememesi, umalım da toplumsal tepkiyi karşılarına almak istememelerinden değil de gerçeği görmelerinden kaynaklanıyordur. Zamanında “devlet içinde devlet olmaz, içinde sinsice örgütlenen cemaat olamaz, malvarlıklarına elkonsun” dediğimizde kızanlar ikna olmuştur.

Özet olarak derdimiz bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Yazımın başında da belirttim. “Sağ-sol bu buluşmaların önümüzdeki 2 hafta daha sürmesi sağlanmalıdır.” Bir yandan da emperyalizmin darbedeki ve ülkenin ekonomik, siyasi yıkımındaki rolünü vurgulamayan konuşma, pankart ve tavırlar, emperyalizmin işbirlikçilerinin tankına kendini siper edenleri kazanamayacağı gibi küçülür. Bazılarınıza sert geliyor bu yazdıklarımız ama bir millet topyekün emperyalizme karşı ayağa kalkmışken bu söylemlerle birleştirici olunamayacağını vurgulamak da görevimizdir.

Mustafa Solak

solak81@outlook.com