-HİÇBİR OSMANLI PADİŞAHI HACCA GİTMEDİ -MEKKE’YE GÖNDERDİKLERİ SAÇLARI HACI OLDU

Altı asırlık Osmanlı Devleti’nde hacca giden tek hanedan mensubu, Fatih Sultan Mehmed’in küçük oğlu Cem Sultan, umre yapan tek padişah da Türkiye’yi terketmesinin ardından bir ara Arabistan’da bulunan Sultan Vahideddin’dir.

Padişalar hacca gitmemişler ama çoğunun “saçları” kutsal toprakları ziyaret etmiştir!

Fatih Sultan Mehmed 1481’de öldüğünde, büyük oğlu Şehzade Bayezid, Amasya’dan İstanbul’a gelerek Osmanlı tahtına çıktı. O sırada Konya’da valilik eden Cem Sultan, babasının ölümünü geç öğrendiği için hükümdarlık yarışında geç kaldı ama durumu kabullenmeyerek İkinci Bayezid ile taht mücadelesine girdi, ancak 20 Haziran 1481’de Yenişehir Ovası’nda meydana gelen savaşı kaybetti. Canını zor kurtaran şehzade valilik merkezi olan Konya’ya dönüp, üç gün dinlendikten sonra halkın gözyaşları arasında şehirden ayrıldı. Cem Sultan, İkinci Bayezid’in gönderdiği askerlerden de güçlükle kurtulup Mısır’da hüküm süren Memlük Devleti’ne sığındı.

Osmanlı padişahları, hac, saç

DOKUZ AY SÜRÜYORDU

Fatih’in oğlu, Mısır’da törenlerle karşılanan mülteci şehzadeye büyük hürmet gösterilip şerefine ziyafet ve eğlenceler düzenlendi. Cem Sultan bir süre sonra Memlük Sultanı Kayıtbay’dan hacca gitmek için izin istedi ve yanına annesi ile eşini alarak Mekke’ye giden bir kafileye katıldı ve haccını tamamlayarak 1482 Mart’ının başlarında Kahire’ye geri döndü.

Osmanlı Tarihi’nde hanedan mensubu bir erkeğin hacca gitmesi ile alâkalı tek örnek, Cem Sultan’dır.

Padişahların niçin hacca gitmemiş oldukları, senelerdir tartışılan bir konudur ancak tartışmada tarihî bir gerçek gözlerden hep kaçar: Osmanlılar’dan önceki Türk devletlerinin, yani Gazneli, Karahanlı, Büyük Selçuklu, Türkiye Selçukluları, Babür, Safevi ve Avşar devletlerini yöneten hanedanların erkek üyeleri de hacca gitmemişlerdir.

Osmanlılar’dan önce, hükümdar ailelerinin hacca gitmesi gibi bir gelenek yoktu. 19. yüzyıla kadar hacca gidip gelmek, yaklaşık dokuz ay sürüyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim sistemi hükümdarın bu kadar uzun bir süre için merkezden uzak kalmasına uygun değildi, zira böyle bir yolculuğa çıkan padişahın hac sırasında tahtını kaybetmesi ihtimali oldukça yüksekti. Ayrıca, İran ve Habsburglar gibi iki büyük düşmandan dolayı, padişahların imparatorluğun siyasi merkezinden hiçbir şekilde uzaklaşmamaları gerekiyordu.

Ancak, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ulaşım imkânlarının yolculuğun süresini kısaltmasına ve padişahlık makamının hukukî bir sisteme bağlanmış olmasına rağmen, hükümdarların bu dönemde de niçin hacca gitmedikleri konusu hâlâ soru işareti olarak durmaktadır. Sultan Abdülâziz 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa başkentlerine gitmiş, Sultan Reşad da Kosova bölgesine uzun süren bir geziye çıkmıştı ama hacca gitmek gibi bir niyetleri olmamıştı.

KADIN MENSUPLAR GİTTİ

Padişahlar hacca gitmek yerine, yüzyıllar boyunca çok sayıda vekil gönderdiler, şehzadelerin de hac boyunca denetimden uzak kalacakları ve siyasi bir etkinlik fırsatı bulabilecekleri endişesiyle hacca gitmelerine izin verilmedi. Hanedanın siyasi bakımdan güçleri bulunmayan kadın mensuplarının ise hacca gidişleri bir mesele teşkil etmedi ve hanedan mensubu çok sayıda hanım asırlar boyunca hacca rahatça gitti. Zaten, önceki Türk devletlerinde hanedanların kadın mensupları hacca gitmişlerdi ve Osmanlı hanedanına mensup hanımların bazıları da hac vazifelerini yerine getirdiler. Meselâ, 1573’teki hacda, Osmanlı Hanedanı’nı İkinci Selim’in kızı Şah Sultan temsil etti.

Padişahlar hacca gitmezlerdi ama kesilmiş saçlarını gönderirlerdi. Berberbaşı padişahın saçlarını keser, saçlar gümüş bir leğende yıkandıktan sonra buhurlarla tütsülenir, mühürlü bir çekmeceye konur, “surre” denen resmî hac kervanına verilir; çekmece önce Mekke’ye, oradan da Medine’ye götürülür ve Hazreti Muhammed’in mezarının civarında bir yere gömülürdü.