Balkondan mı seyredeceğiz? Yoksa müdahil mi olacağız?

“Cemaati iktidar büyüttü” tespiti doğrudur ama siyasete müdahil olmuyor. “AKP, ABD desteğiyle iktidara geldiği halde neden darbe yapıldı?” sorununun yanıtını bulursak müdahale edebiliriz. AKP’nin özellikle son 1 yıldır PKK’ya karşı verdiği mücadele, PYD’nin koridor girişimine karşı tavrı, Suriye, Rusya, Mısır ile ilişkileri geliştirme kararı ABD ile sıkıntılar yaşadığının somut kanıtları. Türk-Amerikan savaşının yaşandığını gösterir. (AKP’nin zorunluluklarına dair “İktidar kadiri mutlak mı” yazıma bakılabilir.) Ülkenin zorunluluklarını dikkate alması AKP’yi antiemperyalist yapmaz ama Amerika’nın asıl aktörünün cemaat olduğunu gösterir. 1700 Gülen cemaati üyesinin YAŞ’ta tasfiye olacağı, ABD’nin AKP’nin Ortadoğu ve Rusya ile ilişkilere yanıtını öne almasına neden oldu. AKP’nin (isterse Başkanlığı sağlama almak amacıyla görüntüden olsun) Rusya, Suriye, PKK, PYD’ye bakışı ülkemizin yararınadır. Zira bu ilişkiler vatanımızın bütünlüğünü korumaktadır. Dolayısıyla Amerikan darbesinin atlatılması AKP’den çok ülkemizin esenliği için iyidir. AKP elbette bundan güçlenerek çıkmak istiyor. AKP’ye yarayacak diye darbeyi atlatmamızın sevinci kursağımızda kalmamalı. Unutmayalım ki dünyanın jandarması AKP değil Amerika’dır.

AKP’ye veya başka bir örgüte bakışımızı vatanın bütünlüğü belirlemeli. Meclisteki partiler darbeye karşıyız diyorlar ama darbenin kaynağının ABD olduğunu belirtmiyorlar. Türk-Amerikan savaşını kavramazsak meydanlarda parti bayrakları olmaksızın Türk bayrağıyla Amerikan darbesine direnen milletle birleşemeyiz. AKP daha önce de söylediğim gibi ideolojisi, mülk hırsı gereği vatan mücadelesindeki barutu bir yere kadardır. Fakat AKP’nin vatanın bütünlüğü noktasında ülkenin zorunluluklarını dikkate alması cemaatle arasında fark olduğunu gösterir. Bu farkı bilirsek bugün emperyalizme direnen milletimizin bu haklı davasında yanında oluruz ve örgütleriz. AKP muhalifliği halkla yanyana gelmeye engel olmamalı.

Kimilerinin şeriat sloganı atması, çarşaflı, sakallı olması karşısında “bana ne” dersek tertemiz kalmak uğruna balkondan seyretmekle yetiniz ve küçülürüz. Her hareket çelişkilerle, hatalarla doludur. Tertemiz hareket bekleyen hareketsiz kalır. Kaldı ki 2 gündür şeriat sloganları azaldı, ortak değerler öne çıkmaya başladı. Sağcı olarak kendisini tanımlayan insanlar bu eylemlerde olduğundan solcuların hoşuna gitmeyecek sloganlar elbette olacak. Haziran ayaklanmasında da Lenin posterleri, Kızıl bayraklar, orak-çekiç pankartları,vs vardı. Lenin’in, orak-çekicin kendisine “Allahsız Komünist simgeleri” olarak anlatıldığı sağcı nasıl bakardı o eylemlere? Bir de buradan düşünün. Birbirimizi anlamaya çalışmalı ve ortak değerler üzerinden harekete geçmeliyiz.

Bayrak, Mustafa Kemal birleştiricidir. Mustafa Kemal gibi kendisine idam kararı veren hükümetin genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak ile, “boğazımda padişahın lokması var” diyen paşalarla, hilafeti savunan şeyhlerle, paşalarla yol alacağız. Şeyhi, paşaları geçtik, halk padişahçıydı ama onları vatanseverlik duygusu üzerinden dönüştürebileceğini gördü.

Risk yok muydu? Vardı elbet. Başka ülkeden halk getirerek kurtuluşu sağlayamayacağına göre var olan toplumsal malzemeyi dönüştürmeye çalıştı. Hiçbir kuvvet emperyalizmden kuvvetli değil. Onlardaki laiklik sıkıntısını değil, vatanseverliği gördü. Biz sağ-sol emperyalizme direnenlerle buluşmanın yollarını aramalıyız. Antiemperyalizm yükseliyor.

ABD ile vatanın bütünlüğü noktasındaki çelişmesi derinleştirilmeli, ABD’yi gerilettiği ölçüde desteklenmelidir. Elbette Topçu Kışlası yapmak istemesi, laikliğe karşı tavrı karşısında mücadelemizi sürdüreceğiz. Mustafa Kemal’in dediği gibi “vatan söz konusuysa gerisi teferruattır.”
İktidara karşı emeği, laikliği, halkçı ekonomiyi savunmak için elbette teferruatı da dikkate alacağız. İran örneği de ortada. Emperyalizm geriletildiği ölçüde ilk başta güçleniyor gibi görünenler de zamanla zayıflayacak ve işimiz kolaylaşacaktır.

“Ya AKP güçlenince bizi ezerse” kaygısı haklıdır ama beklemecilikle halka birleşemeyiz. “İdare-i maslahaçılar esaslı devrim yapamazlar.” Esaslı devrimciler olarak dönüştürme yeteneğimize, ideolojimize, milletimizin yurtseverliğine güvenelim.

 

Mustafa Solak